İSRAİL TSK YI KIŞKIRTIYOR

Sinsi bir oyun bu: İsrail TSK’yı kışkırtıyor
Erdoğan’ın İsrail’e sert tepkisi Tel Aviv’de “acaba Türkiye’de nasıl bir kargaşa çıkarırız” arayışına yol açtı. İsrail’in en önemli kurumu Ergenekon operasyonunu da, Davos çıkışını da aynı kefeye koyup şunu yazdı: İsrail’e saldırmak TSK’ya saldırmaktır. iyibilgi analiz


Sinsi bir oyun bu: İsrail TSK’yı kışkırtıyor

Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e sert çıkması sonrasında gerilen ilişkiler yerini yumuşamaya bırakmış görünüyor. Başbakan Erdoğan konuyu seçim malzemesi yapmamaya karar verirken, bölgedeki tek müttefiki Türkiye ile arasının bozulmamasını isteyen İsrail Türk diplomatları görüşme yapmak için Tel Aviv’e çağırdı. Her ne kadar diplomatlar arası görüşmeler henüz gerçekleşmese de iki ülke arasında diplomatik anlamda daha fazla gerilim yaşanmayacağı söylenebilir.

En önemli düşünce kuruluşu yazdı

Ancak İsrail, bir yandan Ankara’yla ilişkileri onarma çabasına girerken diğer yandan da ilginç bir “operasyona” başladığı izlenimi uyandırıyor. Lafı dolandırmadan söyleyelim: İsrail Türkiye’nin içerideki çatlaklarına nüfuz ederek Türkiye Cumhuriyeti hükümetini zayıflatma amacı güdüyor. Üstelik bunu yaparken de basını araç olarak kullanıyor. Basında Türkiye aleyhine çıkan yazıları kastetmiyoruz. Çarşamba günü Jerusalem Post’ta çıkan bir yazıya dikkatinizi çekmek istiyoruz. Altında Begin-Sedat Stratejik Araştırmalar Merkezi yazan analize…

Sözkonusu araştırma merkezi İsrail’in devlete yol gösteren en etkili düşünce kuruluşlarından bir tanesi hatta en etkilisi. 1993 yılında ilk barışa imza atan İsrail Başbakanı Menachem Begin ile Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın isimlerini taşıyor. Kurum Türkiye’de bile tanınmış bazı isimleri tedrisinden geçiren, birçok araştırmacı yetiştiren ve İsrail devleti nezdinde oldukça saygın yeri olan bir araştırma kuruluşu. İşte sözkonusu yazının altında bu araştırma kuruluşunun imzası bulunuyor.

İsrail’i değil laikleri suçluyor

Yazıda neler olduğuna ilişkin kısa bir alıntı yapalım: Erdoğan’ın Davos’ta aniden gelişen tepkisi aslında hesaplıydı ve İslamcı AKP hükümetiyle muhalif askeri yapı arasındaki güç mücadelesine dönüktü. Bu Türkiye’deki güçler dengesini sarstı. İslamcı kökenden gelen AKP önceleri liberalmiş gibi davrandı ancak özellikle üniversitedeki başörtüsü yasağını kaldırma girişimiyle kurulu düzenin tepkisini çekti ve hakkında kapatma davası açıldı. Bu davayı atlatan AKP bu kez karşı mücadeleye girişti ve kendisine muhalif olan tüm kesimleri meşruluğu tartışılır bir yöntemle (Ergenekon’dan bahsediyor) tutuklamaya başladı. Erdoğan’ın İsrail’e yönelik sert çıkışı aslında Türkiye’nin seküler kesimiyle mücadelesinin yeni bir safhasıdır. Çünkü ordu ve bürokrasi İsrail’le ilişkilerin geliştirilmesinden yanadır. Erdoğan’ın çıkışı Türk toplumunu sadece kendi arkasında toplanmaya itmemiş ayrıca sekülerlere karşı da bir cephe oluşturmuştur. Erdoğan İsrail’i suçlarken aslında orduyu ve bürokrasiyi de suçluyor.

Yazının amacını anladınız mı?

Bu yazı baştan sona okunduğunda aslında söylenecek pek bir şey bırakmıyor. Çünkü çok sinsi, sinsi olduğu kadar gerçeklikten uzak bir yazı bu. Çünkü aklı sıra Türkiye’deki fay kırıklarına nüfuz etmeye çalışarak ülkeyi istikrarsızlaştırmayı hedefliyor. Erdoğan’ın İsrail’e gösterdiği tepkiyi Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelikmiş gibi gösterip güya Erdoğan’ı cezalandırmayı umuyor. Ergenekon operasyonunu TSK’ya yönelik bir operasyonmuş gibi sunarak üstüne üstlük İsrail’e eleştirel yaklaşımı da aynı çerçevede değerlendiriyor.

Başbuğ farklı mı davranırdı

Elbette İsrail’in kendine göre gündemi var. Türkiye gibi bir ülkede beğenmediği liderler olduğunda onu zayıflatmak için farklı yöntemler seçebiliyor. Geçtiğimiz yıllarda Türkiye içinde yaşanan kurumsal tartışmalar da elbette diğer devletlere “üzerinde çalışabilecekleri, işlenebilir” kozlar veriyor.

Ancak Ergenekon operasyonunu savunanlar gibi İsrail’in de görmediği bir gerçek bulunuyor. O da şu: Türkiye eski Türkiye değil… Kurumlar da eskisi gibi hareket etmiyor… Örneğin, Erdoğan’ın Gazze operasyonunun başında gösterdiği tepki kişisel tepki değil. O tepki ilk önce MGK’dan çıktı. Sözkonusu araştırma merkezi çalışanları bu ayrıntıyı atlamış olmalı. Erdoğan’ın Davos’ta gösterdi tepki de kendisine ve evet bizzat Türkiye’ye “elle” yapılan saygısızlığa karşıydı. Davos’taki koltukta o an Genelkurmay Başkanı Başbuğ oturuyor olsaydı ve Peres dönüp onu azarlamaya kalksaydı, üstüne üstlük moderatör sürekli Başbuğ’un omzundaki yıldızlara dokunup “bu kadar yeter yemeğe gecikiyoruz” deseydi, Genelkurmay Başkanı Türkiye’yi temsilen o koltukta oturduğu için farklı bir şey yapmazdı. Hatta belki başka şeyler de yapardı… Ve tüm Türkiye Erdoğan’ı havaalanında beklediği gibi, Başbuğ’u da göklere çıkarırdı. Çünkü sözkonusu olan bir devletin saygınlığını korumaktır. Türkiye’nin Erdoğan’a gösterdiği teveccüh kendisine olan saygısındandır. O araştırma merkezi çalışanları nasıl ki bu ayrıntıyı kaçırıyor, TSK’nın Ergenekon davasının hukuk çerçevesinde sonuçlanması için nasıl uğraştığını da görmezden geliyor. Türkiye’nin güçlü bir devlet olması gerektiğini, bunun da demokrasi ve kurumlar arası uyumdan geçtiğini bilen TSK en başından beri Ergenekon operasyonunda üzerine düşen yasal sorumlulukları yerine getiriyor. Hem de harfiyen…

ABD’de yaşayan ve ilginç makaleler yazan Soner Çağaptay’la benzer şeyleri geveleyen o araştırmacılara şunu da hatırlatmalı: Hilmi Özkök de Yaşar Büyükanıt da İlker Başbuğ da tavırları ve uygulamalarıyla Türkiye’nin demokrasiye olan yolculuğunun en önemli köşe taşlarıdır. Şüphe yok: Genelkurmay “Türkiye’yi nasıl zayıflatırım” diye düşünen İsrail’e pabuç bırakmayacaktır.

İyibilgi.com

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !